Kafka Dönüşüm’ü okumayan
yoktur herhalde. Varsa da; kısaca sabah dev bir hamam böceği olarak uyanan bir adamın
gününü anlatır. Böyle anlatınca
saçmalığın daniskası olarak gelebilir kulağa.
Ama Kafka saçmalayacak
bir yazar ve düşünür değildir. Bunu
böyle algılayanlar saçmalıyordur.
Bu sabah uyandığımda,
gözlerimi açmadan yatağımda dönüp durdum. Biraz daha uyumak istedim. En sonunda pes ettim ve gözlerimi açtım. Etrafını yarım yamalak gören ve yalnızca bir
takım eşyaları algılayabilen bu bozuk ve işe yaramaz gözler benim
olamazdı. Pek dişe dokunur bir koku
almayan bu uyduruk burun da benim olamazdı.
Ayağa kalkmaya çalıştım. Bu
hareket kabiliyet kısıtlı bacaklara inanamadım.
Sadece boyu kadar uzanabilen kollar da tuhafıma gitti. Bir şey söylemek için ağzımı açtığımda çıkan
ses akıllara zarardı. Bu kadar rahatsız
edici bir sesle insanlarla iletişim kurmaya çalıştığıma inanamadım. Zaten düşünün, yediklerimizin çoğunu posa
olarak atıp yararlı olanları süzemeyen bir sindirim sistemiyle ne kadar
sağlıklı olabiliriz ki? Sonra aklıma
beynim geldi. Komutların çoğunu yanlış
anlayan, yapabileceklerinin 10 da birini bile beceremeyen, en ufak sorunda, en
ufak karışılıkta, eski bilgisayarlar gibi takılan, hafızasında çoğu bilgiyi
birkaç sene bile tutamayan, gördüğü, duyduğu, kokladığı, dokunduğu şeyleri tam
anlamıyla algılayamayan işe yaramaz bir beyin.
Ama tüm bu yetersiz
organların yanına nispet yapar gibi oturtulmuş sınırsız, uçsuz bucaksız bir
hayal gücü. Hatta hayal gücünün
ötesinde, dün yediklerini hatırlamakta zorlanan ama nasıl uçacağını az önce
inmiş gibi bilen bir hafıza. Varolan her
şeyle bağlantı kurabilen, varolan her şeyin dalga boyutlarını algılayabilen ama
bunu içine hapsolduğu bu korkunç derecede aciz, mide bulandırıcı bedene
aktaramayan bir bilinç.
Bir insanı bir yere
hapsedip işkence yapmadan acı çektirmek için yapacağınız en mantıklı şey
karşısına inanılmaz bir manzara koyup ulaşmasını engellemek olur.
İçine hapsolduğum bu
dayanılmaz bedeni sürükleye sürükleye yapmam gerektiğine programlandığım
şeyleri yaptım. Yüzümü yıkadım, saçımı yaptım, dişlerimi fırçaladım,
kıyafetlerimi giydim. Zaten gözüme
korkunç görünen bu vücuda bir de saçma sapan çorap, etek, bluz vs geçirince
iyice nefret ettim durumdan. Hele o ayakkabılar. Hali hazırda şekilsiz
kullanışsız bu vücudu daha da kullanışsız hale getirmek için üretilmişler
sanki. Sonra malum savaş boyaları var
tabii. Hayır güzel bir surat olsa da
boyayınca bir şeye benzese içim yanmayacak.
Zaten yapay, boş ve anlamsız bir görüntüsü var yüzümün. O saçma renkleri sürünce iyice suni bir hal
alıyor.
Böyle sokağa çıkıyorum
utanmadan. Üzerimde eğreti kıyafetler,
gereğinden uzun ama amaçları belli olmayan kollarım, 2-3 yer dışında
kıvrılmayan hantal bacaklarım, kör gözlerim ve işe yaramaz beynimle.
İşte bununla her sabah
boğuşuyorum ben. Kafka’da tüm düşünür
edebiyatçılar gibi varoluşumuza bir sebep, bir amaç bulmaya çalışıyordu. Ben de
varoluşumu amaçlandırmak için düşünüp duruyorum. Ne var ki, yaşadığım hayata
bakınca bulmanın imkansızlığını daha da acı bir şekilde görüyorum.
İşe gidiyorum. Para kazanmam gerek. Bunun için her türlü ön hazırlıkla geçti
hayatım. Okullar, sınavlar... Parayı ne
için kazanıyorum? Herkes gibi bir evde
yaşamam gerek. Duş alabilmem gerek.
Yemek yiyebilmem gerek. Koltuklara,
TV’ye, buzdolabına ihtiyacım var. Öyle
söylediler. İnsan olmak için tabakların,
çanakların, bardakların, kadehlerin, porselen bibloların, vazoların,
sehpaların, zigonların, taburelerin, dantel örtülerin olmalı. Biri evine gelirse zorlanmamalı. Sen de
onların tüm bu kurallarına uymalısın tabii.
Dolayısıyla, çalışıp insandan sayılmak için satın alman gereken şeylere,
kiralaman gereken şeylere, bozulan sağlığını onarmak için doktorlara,
sinirlerini yatıştırsın diye ilaca, içkiye, ve tabii tüm bu çarkın içinde
delirmeden devam edebilesin diye arada tatile, gene çalışıp kazandığın tüm
parayı harcarsın.
Ve elde var sıfır.
Her sabah yatağından bu
tuhaf hamam böceği benzeri vücudu sürükleyerek çıkarmaya, içinden gelenleri
yapmamaya, saçma şeylere para harcayıp mutluluk hissetmeye, sosyal çevrene
uygun kişilerle dostluk kurmaya, çatal bıçakla yemek yemeye, topuklarla
yürümeye alışırsın. Ve giderek kendini tüm bu çarkların arasında kaybedersin.
Okullarınıza ihtiyacım
yok benim. Hiç bir bok öğretmiyorsunuz!
Kıyafetlerinizi bir
tarafınıza sokun! Hiçbir halta benzemiyor!
O parlak, hızlı giden,
deri kaplama iğrenç arabalarınızı hiç sevmedim zaten! Altınızda paralansın!
Bildikleriniz, sandıklarınız
bana uymadı hiç; çoğu yanlış zaten!
Din diye ahlak diye
sarıldığınız o hurafeler var ya! Onlar için diyecek laf yok zaten!
Hele o yüzyıllardır, kan
kokan mide bulandırıcı paranız var ya! Onu da tüm kurallarınızla bir çayırın ortasına
toplayıp ateşe vermek istiyorum!
Sahip olduğunuz her şeyi
yakmak, yok etmek istiyorum.
Kurallarınız, mallarınız,
mülkleriniz, rütbeleriniz, kıyafetleriniz, telefonlarınız, yalakalarınız,
yalanlarınız olmadan neye benzersiniz görmek istiyorum.
Ben hamamböceğine
benziyorum gene...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder