İkiye bölündük.
Bir kısmımız bu ilüzyonun içinde rahat, huzurlu, cahil, şuursuz yaşamayı tercih etti.
İçindekini dışarıdakine sattı. Ruhunu da hediye etti.
Bir kısmımız hala olana bitene inanamamakla beraber anladı ki artık son geldi.
Schopenhauer demiş ki, düşünmeyen, aptal insan oyalanmak, ve zaman geçirmek için saçma sapan işlerle uğraşır. Akıllı insan düşünür en kötü ihtimalle kitap okur. Hatta Aristo der ki ne acınaklıdır aptalın boş vakti.
Ne var ki şu an boş vakit değil tüm vakitler acınaklıdır insanlık adına. İş diye yaptığımız şey bizi oyalamaktan öteye gitmiyor aslında. Büyük bir amaca katkıda bulunmuyoruz. Tek yaptığımız kendimizi koca bir düzenin önemli ama küçük bir dişlisi olarak görüp ve bu yaptığımızın karşılığını da ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alıp saçma bir masala inanmaya devam etmek.
Uyananlara de deli deriz olur biter.
Matrix’i seyretmeyen kalmamıştır. O tür aydınlanma filmlerini seyredip eğlenceli bir aksiyon olarak gören çok kişi vardır ama konuyu hatırlarsınız. En kısa haliyle Zyon’un nihayetinde yok olacağını, bunun bir döngü olduğunu anlatıyordu programcı bizim Neo’ya. Tüm girişimler aynı sonucu doğuracak. Zyon yok olacak sonra döngü en başından tekrar başlayacak.
Kendi dünyamıza bakalım ve lütfen tek bir an için ruhani durumları, cennet cehennem gibi vaatleri, elma yılan cennetten kovulma vs gibi masalları kenara atıp bakalım. Amacımızın denenmek kadar korkunç ve dayanılmaz derecede saçma olma ihtimalini de.
Tek bir an için varolmayı fiziksel, sadece fiziksel bir olgu olarak görelim.
Ama fiziksel olguyu, kısıtlı zihnimizin müsaade ettiğinden birazcık daha geniş bir şey olarak görmeyi deneyelim.
Söyle ki; bir maddeye müdahele edebilecek tek şeyin başka bir madde olduğu yanılgısından kurtulalım.
Düşüncelerimizin, istek ve arzularımızın, korku ve nefretimizin sandığımızdan daha güçlü bir fiziksel yansıması olduğunu düşünelim.
Tüm insanlığın aynı anda aynı şeyi düşündüğünü varsayalım tek bir an için. Ne olurdu aceba?
Olay şu; düşünen insanlar biliyorlar ki artık bu dünyada uğrunda yaşamaya, savaşmaya değecek bir şey kalmadı. İnsanlar kötüleşmeye başladılar. Değişim başladı. Bizim için uzun, dünya için kısa bir zaman sonra insanlık denen olgu çöküşe geçecek. Bu bir döngü. Biz başa, yaratılışa, bilimsel aydınlanmaya yaklaştıkça aslında sona yaklaşıyoruz. En kısa haliyle şöyle açıklayayım; tanrının gözlerinin içine baktığımız gün bittiğimiz gün olacak. Ister dine inanın, ister bilime, varoluşun kuyruğunu yiyen yılandan ibaret olduğunu kabul etmemiz gerek. Son başı yok edecek. Ve aslında ne son ne de baş olduğu için bu döngüsel olarak devam edecek. Tam bu noktada, masallarınızı alıp, bir ormanın kenarına gidebilir, piknik sepetinizden çıkardıklarınızı yayarak, o masalları orman yanıp kül olana dek anlatıp dinleyebilirsiniz. Çocuklar doğurup onları okula gönderebilirsiniz. Ev alabilirsiniz. Emekliliğiniz için yatırım yapabilirsiniz. Emekli olunca yaşayacağınız bir köy evi bile alabilirsiniz.
Yapılan araştırmalara göre, bundan 20 yıl sonra bile global ısınma artık korkunç değişikliklere sebep olacak boyutlara ulaşacak ve hayatlarımızı ciddi anlamda etkileyecek. Çok uzun olmayan bir süre sonra su için savaşlar çıkacak, suyu elinde tutan ülkeler diğerlerini ele geçirecekler. Bu arada ahlak, aile müessesi, aşk, inanç, güven vs zaten çöktü çökecek. Bunlar çöktüğü an domino taşı gibi vicdan da yok olacak. Etrafa dikkatle bakarsanız zaten dinin, inancın niye bu kadar önemli olduğunu anlarsınız o an, yani vicdanın kayıplara karıştığı an. Çoğu insanı başkalarını öldürmekten alıkoyan budur çünkü. Ödül ya da ceza alma fikrinin oluşturduğu yapay vicdan. Gerçek vicdan tanrı ölse gene yok olmaz çünkü.
Eh zaten sonrası kaos. Hayatta kalmak en önemli olgu haline geldiği an bitmişiz demektir.
Kitapları yakıp ısındığımızda dünyanın sonu gelmiş demektir.
İşte yılanın kuyruğunu yediği yer burası. İnsanların büyük çoğunluğu, seller, fırtınlar, yangınlar, susuzluk, nefret, ırkçılık gibi yardımcı faktörlerle ölecekler. Tekrar baştan başlayacak her şey. Hayatta kalan küçük topluluklar, birbirinden uzak köşelerde birbirlerinden farklı kültürleri oluşturacak yeniden. Hayatta kalmak için toprağa muhtaç olacaklar, toplayıp, üretip, avlanıp yaşama tutunacaklar. Dünya kendini inanılmaz bir hızla yenileyecek. Beton yığınlarının içinden yemyeşil kocaman ormanlar çıkacak, tüm yapay pisliği yiyecek, yok edecek ve kendini yeniden yaratacak. Atmosefere zarar verecek gazların salınımı durduğu an hava şartları da durgunlaşacak. Bu arada ölen milyonların doğa anaya inanılmaz zengin bir gübre olarak nasıl bir fayda sağlayacağını unutmamak gerek. Bir kaç nesil sonra, doğaya saygılı, ihtiyacı olanlar dışında üretip tüketmeye meyletmeyen, birbirlerinin haklarına saygılı, garip diyebileceğimiz topluluklar oluşmuş olacak. Aslında hippi bir toplum kafamdaki. Para yanmış olacak ve gereksiz olduğuna karar verdiklerinden bir daha asla adını anmayacaklar. Bankaların tamamı hayvanlar için korunaklı alan şeklinde yavaş yavaş yeniden düzenlenecek. Teknoloji de dünya tarafından yutulmuş ve sindirilmiş olacak, güneş patlamaları, asit yağmurları vs sayesinde. Dolayısıyla internet, akıllı telefon, bilgisayar falan herkesin bildiği ama bir daha istemediği bir kabus olarak unutulup gidecek. Kütüphaneler dolusu kitap kutarılacak ve herkesin kullanımına açılacak. Kimse bir şeye sahip olmayacak. Herkes ihtiyacı olanları kullanıp bırakacak. Tarım için birkaç alet edevat gerekli olacak sadece.
Yemyeşil, heryerinden doğa fışkıran, hayvanların insanlardan çok olduğu, ıslak, serin, mis gibi kokan bir dünya düşünün. Çoğumuzu yok etmiş, yok oluşuyla varoluşu arasındaki incecik çizgide korkuyla yürümüş ama insanın zulmünü yenmeyi başarmış gururlu bir gezegen.
Şimdi gidin kaybedebileceğiniz çok daha fazla şeye sahip olmak için ruhunuzun birazını daha satın.
Çöplerimiz tutuştuğunda ve her şeyimiz yanıp kül olurken karşısında bir sigara yakacağız ateşe atlamadan önce. Tüm ilüzyon da yanacak o ateşte.
Yansın!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder