25 Kasım 2014 Salı

Ne Yapmalı?


Bir sırt çantası hazırlamalı, bir sandviç bir su, bir örtü koymalı.  Bir tepeye tırmanmalı.  En tepeye geldiğinde, denizi görmeli, ve dağları biraz da ormanı, elbette gökyüzünü...
Karnını doyurmalı. Sonra etrafına bakmalı.

Başka tepelere bakmalı. Tüm ihtişamlarıyla, yıkılamayacak kadar güçlü ve dik duruşlarına. Ama dağlarla karşılaştırınca ne kadar küçük kaldıklarına, dünya ile karşılaştırınca minicik kaldıklarına ve evrenle karşılaştırınca neredeyse hiç bir şey gibi durmalarına bakmalı. 

Gökyüzüne bakmalı, üçsüz bucaksız gökyüzüne... Sonu yok gibi görünen, insanı içine alıp yok edecek kadar saydam gökyüzüne.  Bulutlara bakmalı, büyük ve güçlü, neredeyse katı. Ama kuvvetli bir rüzgarla nasıl dağıldıklarına bakmalı. Sanki hiç var olmamışlar gibi.

Rüzgarı dinlemeli, yakından dinlersen aslında fısıldadığı duyulur, bağırmadığını. Rüzgarın aslında ne kadar dikkatli ve şefkatli olduğunu görmeli, ama kaldırabileceğinden çok daha güçlü olduğunu fark etmeli.  Uzaklaştıkça azalan sesi sonra duyulmaz olur.  Koca şehirleri yok eden rüzgarın varlığından evrenin haberi bile yoktur.

Toprağa bakmalı.  Ne kadar büyük, uçsuz bucaksız olduğuna.  Tüm dünyayı kaplıyormuş gibi görünüşüne.  Üzerinde hayatı yetiştirebilen ve yok edebilen o gücü görmeli, insanlığın kaderine hükmedebilecek kadar kudretli olduğunu görmeli.  Ama etrafının sularla kaplı olduğunu fark etmeli, ki o sular onu bir anda yutabilir.  Kara suya bir tehdit değil, ve orada ancak su izin verdiği sürece var olabilir.

Suya bakmalı, sakin ve huzurlu, bir anda değişebilir ama, önce sarar seni, oysa yutabilir bir an sonra.  İçinde topraktan, havadan çok daha fazla yaşam barındırır.

Bulutlar aralanır birden, güneş çıkar. Dokunduğu her şeyi ısıtır. Su yavaş yavaş buharlaşır. Su güneşle savaşamaz. Güneş onu buharlaştırır,  isterse dondurur ortadan kaybolarak. Şimdilik yapmayacak, her şeye doğacak, toprağa, suya, bulutlara dünyaya.

Ve güneşe bakmalı, öyle büyük, kudretli inanılmaz, sonsuz bir güç, oysa ki evrende yalnızca bir yıldız tozu...

Evrenin var olmak için güneşe ihtiyacı yok. Gökyüzüne ihtiyacı yok, dünyaya, suya, ağaca ya da sana ihtiyacı yok. Evren sadece var. Senin var olup olmaman umurunda değil. Sen yalnıza küçük bir tozsun, hayatta kalmaya çabalayan bir parça yıldız tozu...

Etrafına bak, ne kadar küçük olduğunu fark et. Evren için hiçsin. Sen yalnızca sensin. Yediğin, okuduğun, yazdığın, öğrendiğin, öğrettiğin, verdiğin, aldığın, sakındığınsın. Ne düşünüyorsan osun. Ve en önemlisi bu. Var olman. Tam burada, tam şu anda.  Bir amacın, sebebin yok. Seni tesadüfen buraya getiren evrimin bir parçasısın ve her şeyin en basit açıklamasısın. 


Ne yapmak istersen, ne zaman istersen, nerede istersen yapabilirsin. Şu an yolda değilsen durmak istediğinden. Kararlarını her an değiştirebilirsin. Bu senin hayatın, senin filmin. Gidebilirsin, kalabilirsin, dönebilirsin, durabilirsin, parlayabilirsin, sönebilirsin...  Seçim yapmana bile gerek yok. Her şeyin sadece senin elinde olduğunu bil yeter.   

Tekrar bak şimdi etrafına.  Parçası olduğunu bilerek bak, Senin olduğunu bilerek bak. Onun olduğunu bilerek bak. Sahip olduğun, ait olduğun şeyin aynı olduğunu bilerek bak. Aldığın nefes senden bir parça... Verdiğin de...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder