Bir sırt çantası
hazırlamalı, bir sandviç bir su, bir örtü koymalı. Bir tepeye tırmanmalı. En tepeye geldiğinde, denizi görmeli, ve
dağları biraz da ormanı, elbette gökyüzünü...
Karnını doyurmalı. Sonra
etrafına bakmalı.
Başka tepelere bakmalı.
Tüm ihtişamlarıyla, yıkılamayacak kadar güçlü ve dik duruşlarına. Ama dağlarla
karşılaştırınca ne kadar küçük kaldıklarına, dünya ile karşılaştırınca minicik
kaldıklarına ve evrenle karşılaştırınca neredeyse hiç bir şey gibi durmalarına
bakmalı.
Gökyüzüne bakmalı, üçsüz
bucaksız gökyüzüne... Sonu yok gibi görünen, insanı içine alıp yok edecek kadar
saydam gökyüzüne. Bulutlara bakmalı,
büyük ve güçlü, neredeyse katı. Ama kuvvetli bir rüzgarla nasıl dağıldıklarına
bakmalı. Sanki hiç var olmamışlar gibi.
Rüzgarı dinlemeli,
yakından dinlersen aslında fısıldadığı duyulur, bağırmadığını. Rüzgarın
aslında ne kadar dikkatli ve şefkatli olduğunu görmeli, ama kaldırabileceğinden
çok daha güçlü olduğunu fark etmeli.
Uzaklaştıkça azalan sesi sonra duyulmaz olur. Koca şehirleri yok eden
rüzgarın varlığından evrenin haberi bile yoktur.
Toprağa bakmalı. Ne kadar büyük, uçsuz bucaksız olduğuna. Tüm dünyayı kaplıyormuş gibi görünüşüne. Üzerinde hayatı yetiştirebilen ve yok
edebilen o gücü görmeli, insanlığın kaderine hükmedebilecek kadar kudretli
olduğunu görmeli. Ama etrafının sularla
kaplı olduğunu fark etmeli, ki o sular onu bir anda yutabilir. Kara suya bir tehdit değil, ve orada ancak su
izin verdiği sürece var olabilir.
Suya bakmalı, sakin ve
huzurlu, bir anda değişebilir ama, önce sarar seni, oysa yutabilir bir an
sonra. İçinde topraktan, havadan çok
daha fazla yaşam barındırır.
Bulutlar aralanır birden,
güneş çıkar. Dokunduğu her şeyi ısıtır. Su yavaş yavaş buharlaşır. Su
güneşle savaşamaz. Güneş onu buharlaştırır,
isterse dondurur ortadan kaybolarak. Şimdilik yapmayacak, her şeye
doğacak, toprağa, suya, bulutlara dünyaya.
Ve güneşe bakmalı, öyle
büyük, kudretli inanılmaz, sonsuz bir güç, oysa ki evrende yalnızca bir yıldız
tozu...
Evrenin var olmak için
güneşe ihtiyacı yok. Gökyüzüne ihtiyacı yok, dünyaya, suya, ağaca ya da sana
ihtiyacı yok. Evren sadece var. Senin var olup olmaman umurunda değil. Sen
yalnıza küçük bir tozsun, hayatta kalmaya çabalayan bir parça yıldız tozu...
Etrafına bak, ne kadar
küçük olduğunu fark et. Evren için hiçsin. Sen yalnızca sensin. Yediğin,
okuduğun, yazdığın, öğrendiğin, öğrettiğin, verdiğin, aldığın,
sakındığınsın. Ne düşünüyorsan osun. Ve en önemlisi bu. Var olman. Tam burada,
tam şu anda. Bir amacın, sebebin
yok. Seni tesadüfen buraya getiren evrimin bir parçasısın ve her şeyin en basit açıklamasısın.
Ne yapmak istersen, ne
zaman istersen, nerede istersen yapabilirsin. Şu an yolda değilsen durmak
istediğinden. Kararlarını her an değiştirebilirsin. Bu senin hayatın, senin
filmin. Gidebilirsin, kalabilirsin, dönebilirsin, durabilirsin,
parlayabilirsin, sönebilirsin... Seçim
yapmana bile gerek yok. Her şeyin sadece senin elinde olduğunu bil yeter.
Tekrar bak şimdi etrafına. Parçası olduğunu bilerek bak, Senin olduğunu bilerek bak. Onun olduğunu bilerek bak. Sahip olduğun, ait olduğun şeyin aynı olduğunu bilerek bak. Aldığın nefes senden bir parça... Verdiğin de...