11 Temmuz 2014 Cuma

Kafa Açma ve Dünyada 38 yıla Övgü

İnsanın ilk 35 yılı tamamen şuursuz geçiyor hayatta.  Bir kere niye burada bulunduğumuzu anlamak için uykusuz geceler geçiriyoruz.  Tabii bunu tamamen cahil bilinçsiz olmayanlar için söylüyorum.  Çünkü bu kadar komplike, bu kadar zıvanadan çıkmış, bu kadar rahatsız,  bu kadar korkunç bir dünyada yaşayıp da ben ne diye buradayım diye sormayan, sorgulamayan bir insan ancak taş kadar aptal, odun kadar cahil olabilir.  Taş bile taş olduğundan şüphelenir ve sorgular yeri geldiğinde.

Benim sözüm geceleri ne yapıyorum ben diye uyuyamayan, etrafında bakıp başkalarının dertlerinden canı yanan, hayalinde yarattığı dünyaya ulaşabilmek için ya fiziksel bir çaba gösteren ya da hayalle gerçeğin arasındaki ince çizgiyi elinde silgiyle silmeye çalışanlara.  Diğerleriyle işim olmaz.

35 yılı neydim, nereden geldim, nereye gidiyorum diye geçirdikten sonra, farkına vardıklarımız, varamadıklarımız, asla farkına varamayacaklarımız, ve farkına varamayacağımızın farkına vardıklarımız getirir bizi bir noktaya koyar.  Ha o noktada bulunmak bazılarımıza sıkıntı verir.  O zaman görmezden gelir normal hayatın gerekliliklerine kendimizi kaptırır gideriz.  Zaten öncesinde kapılmıştır kaptıracak olanların çoğu.  Ev, eş çol çocuk, iş güç yapılması toplumca kabul edilen her şeyi yaparlar.  Ev kredisi, arabanın borçları, çocukların okul masrafları derken artık akşam yatağa yattıklarında sorgulayacak halleri kalmaz.  Zaten beyin denen mekanizma aslında sahibinin lehinde çalışmaya meyillidir.  Size acı veren anıları bastırmaya, görmekten hoşlanmayacağınız durumları gizlemeye, sizi yormadan, üzmeden bu hayatın içinden yürütmeye meyillidir.  Çoğunluk bu durumu zevkle kabul eder. Ama arada bazıları çıkıntılık yapar.  Onlar kabul etmezler yorulmadan, üzülmeden geçip gitmeyi.  İz bırakmak isterler.  Onların kafaları açılmak ister.
Bir kere açılan kafa bir daha kapanmaz.

Zaten kapanmak istemez.  Geriye öğrenme diye bir şey yoktur.

Ben hayalini kurduğum şeyleri yapabileceğimden emin değildim, elimde bir silgi çizgiyi silmeye çalışıyordum.
Ama o kadar zorladım ki, raydan çıktı zihnim.  Bunca yıl sorguladığım her şey anlamsız, yapay ve çirkin göründü gözüme.  Kendimi bir pskiyatristin muayenehanesinde buldum. Elimde bir su şişesi.  Anlattıklarım da anlamsız geldi kulağıma.  Sanki dışarıdan seyrettiğim bir hayatı anlatıyordum.  Sanki benim söyleyecek lafım olmamıştı hiç ve şimdi gelmiş dert yanıyordum, tonla para verdiğim tanımadığım birine.

Seratoninim inhibe edildikten sonra dert yanmayı, sorgulamayı bırakırım sandım.  Alışkanlık olacak olmadı.

Şimdi varlığını yeni öğrendiğim bir hastalıkla, sınırda kişilik bozukluğuyla dost olmaya çabalıyorum.  Bir yanda tüm dengesizliğimi yıkacak bir sebep bulduğuma seviniyorum öte yandan şimdiden sonra dengeyi nasıl sağlayacağımı düşünüyorum.  En iyisi blog yazıp okuma gafletine düşenlerin kafasını şişirmek diye düşündüm.

Zaten seratonin belli bir seviyede sabitlenince ağlama krizleri geçiremiyor insan. Sükunet içinde karşılıyor her durumu.  Sonra ağlayamadığına bin pişman kalıyor.

İşte benim kafamın açılma öyküsü böyle başladı. Sınırda duygularım, kendi belirlediğim gerçekliğin içinde dağılıp kaybolana dek de sürecek gibi görünüyor. Belki bu sınırsızlığı yazmak adına kendime hayırlı bir iş için kullanmayı başarırım.  Böylece ne duygularım hapis kalır zihnimin duvarları arasında, ne de anlamayan kalır okuduktan sonra....



Az Kullanılmış Satılık Ruh

Yanlış beyan var biraz.  Çok da az kullanılmış denilemez. Aslında delik deşik.  Ama tamirata alışık.
Etrafında bir duvar oldu uzun seneler.  Duvar çok yüksek olmadığı için bazı şeyler üstünden aştı ulaştı tabii.  Ama alçak seviyelerden çok yara almadı.  Çaba gerekti, her kesik, her kurşun deliği, her kırık için.  Zor değil bir ruhu yaralamak aslında, bilen bilir.  Silaha, cephaneye gerek yok.  Yanlış bir bakış, biz söz yeter.  Ama doğruya doğru söz konusu ruh korunmaya alınmıştır zamanında.  Ne kadar yırtılabileceği, ne kadar parçalanabileceği, ne kadar kırılıp dökülebileceği alındıktan birkaç yıl sonra değişik çalışmalarla test edildi.  Anlaşıldı ki çok esnek.  Ama zayıf noktalar belirlendikten sonra o kısımlar korunmak üzere baloncuklarla sarıldı, hissizlikle çerçevelendi.  Yalan konusuna hassas olduğu gözlenince, yalanlarda uzak durmasına özen gösterildi.  Hayal kırıklığının açtığı yaralar çok zor tedavi edilince beklenti modülü yok edildi.  Güven denen mekanizmanın nasıl çıkarılıp yok edileceği bir türlü bulunamayınca o konuda yapılacak bir şey olmadığına karar verildi, bu sebeple alınan yaraların tedavi edilerek nasırlaştırılmasına karar verildi. Anlaşılmama riski analiz edildi ve anlaşılamayacak bir yapım olduğu görülünce, bu kaygı yakılarak ortadan kaldırıldı.
Ancak yakılma işleminin belirli aralıklarla tekrarlanması gerekmektedir. Satılırken ömür boyu anlaşılamama kaygısının lazerle yakılmasını sağlayacak kupon da verilecektir.
Beğenilmeme endişesi küçük bir operasyonla temelli alındı.
Anlayacağınız pek de işe yaramaz, beklentisi olmayan, beğenilmek için çaba göstermeyen, anlaşılmaz tuhaf bir ruhu satılığa çıkardım.

Düşününce tekrar alıcı bulma ihtimalini, bedava vermek de mümkün aslında.  Bana pek faydası olmadı, hatta zararı oldu.  Tüm bu geliştirme çabaları yıllarımı aldı.  Ama anladım ki kendimi değiştirmeye çalışmak anlamsız.  Başkalarının değişmesi gerek. En azından etrafımdakileri değiştirmeliyim.  Karar verdim ruhumu almayın da etrafımda onu bir türlü anlamayan insanları vereyim size. Karşılığında her 5 tanesinin yerine 1 adet kafası çalışan, içinde az da olsa sevgi olan, birazcık cesur, ve karşısındakini anlamaya çalışacak kadar bilgili ve öngörülü bir kişi alayım.  

Aslında daha da derin düşününce, belki insanların karşılığında kedi köpek de alabilirim. Onlar daha düşünceli olurlar. Daha anlayışlı davranırlar. 

Evet karar verilmiştir.

Alın bunları buradan yerine kedi köpek verin.
Sen sağ ben selamet.